Lilypie

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Şimdi orada olsaydım

Şimdi Mısır Çarşı'sında olacaktım.Baharat kokuları lokum kokularına karışacaktı.
Mahmutpaşa'nın tıklım tıklım kalabalığına aldırmayıp tırmanacaktım yukarı.Kapalı Çarşı'nın Beyazıt'taki kapısına kadar hayretle bakacaktım etrafıma.Her seferinde hiç kullanmamama rağmen altının parıltısına kapılıp hayran kalacaktım.

Sonra tramvay yolu gözüme ilişecekti.4 sene her gün bindiğim, artık bitse de evime dönsem dediğim yıllara gidecekti aklım.Şimdi nasıl da özlüyorum halbuki...
Lale devrimi yaşadım ben oralarda.Turisti, mağazası, işportacısı, çiğ köftecisiyle içime işledi o yaşam.Unutamadığım görüntüler kazındı hafızama.
 

Sadelikten ve rahatlıktan yana bir hayat süren ben, nasıl oluyorda oraları düşünmeden edemediğimi bilemiyorum.

Bir de, vasiyetim, meskenim var orada.Tüm iştihamıyla selamlar beni her seferinde.Bu sene tadilatı tamamlanırsa yine gireceğim.Yine dokunacağım, yine koklayacağım.Sesini dinleyeceğim içim ürpecek.

Duamı edeceğim tüm insanlık için, iyilik için, adalet, saygı, sevgi için...

Seni sevmenin, herşeyi sevdirdiğini, herkesin görebilmesi için...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Kumaş Kitaplıklar

Dikiş dikmeyi ne kadar çok sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır.Nerede enteresan fikir ben oradayım.O yüzden şimdiye kadar hiç etek,ceket,pantalon dikmeye kalkışmadım.Çok sıradan geliyorlar bana(beceremem diye korktuğumdan değil yani:))

Bizim Tuna'nın Hülya'sı aradı bir gün beni, öyledir böyledir, bak elimde bir proje, kap makinanı başla dedi.Nasıl olur, ne yaparız diye düşünürken kendimi makinanın başında buldum.Meğer ne istekliymişim.

Çok kullanışlı bir o kadar da renkli bir çalışma çıktı ortaya.Henüz tam performansımı gösterememe rağmen blog komşularımızdan aldığımız tebrikler koltuklarımızı kabarttı bile.

Ben dikiyorum efenim Hülya koordine ediyor işleri.Bu ortak çalışmamıza ilgi göstermenizi temenni eder, istek ve önerilerinizi değerlendireceğimizi belirtirim.

www.kumaskitaplik.blogspot.com da gezip görüp kumaskitaplik@gmail.com a mail atabilirsiniz.

Saygılar.

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Gel de cevap verme!


Daha önce bahsetmiştim.Soru sormaya başladı Asım Alp.Çok ısrarcı ve aynı zamanda umursamaz.Ben seviyorum bu hallerini, dayanamayacak varsa izlemesin:)))

Not:Görüntü cep telefonundan çekildi malesef...

6 Mayıs 2010 Perşembe

2 Yaş Sendromu ve Anneler Günü

Ben 7 yaşındaydım, erkek kardeşim 2.

Net bir şekilde hatırlıyorum.İstediği olmadığında ağlamaya başlardı.Birden öfkelenir, ağlaması bağırmaya dönerdi.Boynundan damarları fırlardı, o görüntüyü unutamam.Daha da ileri gittiği durumlarda başını yerlere vururdu, yerden yere atardı kendini...

Annem çok sinirlenirdi ve üzülürdü ama neticesinde "sinirli bok" derdik, geçerdik.O da bir süre sonra sakinleşirdi.

O zamanlarda 2 yaş sendromuymuş, terrible two denirmiş, anlamıyorduk.Zaten gündem olmazdı böyle şeyler.Ben sakin bir bebektim, krizlerim yoktu, kardeşimde de olmaması gerekirdi, oluyorsa onun kişiliğiyle ilgilidir diye düşünülürdü.

Velhasıl kardeşim büyüdü.Hala agresif halleri, anlık çıkışları vardır.

"Oğlan dayıya çeker mi?" konumuz bu, bugün.

Bizimki 20 ayı devirdi ya, adam oldu birden, dili çözüldü, zevkleri,beğenileri olmaya başladı.En başta "yok" demeyi öğrendi.Demek biz de "hayır" yerine "yok" kelimesini daha fazla kullanıyoruz.

-Asım Alp uyuyalım mı?

- Yokkk...Meme yokk..aaaa?
Tercüme: "Hayır uyumayalım zaten emziğim ortalıkta yok.Onsuz uyumam"

-Asım Alp Yemek yiyelim mi? (Hep beraber yapalım mı cümleleri bunlar dikkatinizi çekerim)

-Yokkk.Abuş annn anak ditti...
Tercüme: Hayır.Babam arabaya bindi anahtarıyla, gitti( beni oyalıyor velet)

Geçen gece 03:30 .Uykumun en tatlı yeri.Sabah işe gideceğiz.Asım Alp hortladı.Ağlıyor.1 saat ağladı, 2 saat ağladı, ağlarken balkon ve camları açtırmaya çalıştı.Arabaya binecekmiş bize onu anlatmaya çalışıyor yarım yamalak.O akşam arabadan zor indirmiştik, direksiyonla oynamadı diye çok içlenmişti.Rüyasında gördü harhalde ama niye ağlıyor...En sonunda arabaya indirelim de derdi o muymuş anlayalım dedik.Gece 05:00 eşim ve Asım Alp apartmanın önünde duran arabada yarım saat durdular.Müzik açtırmış zevke bak!

Sabah 1 saatlik uykuyla işe gidemedim.Paranoyak anneye dönerek bütün gün acaba hasta mı, belki ateşi çıkar diye bekledim.Doktorun kapısına kadar gidip geri döndüm.

Bir sonraki sabah ateşi çıktı zaten, hasta olacağı zamanlar önceden huzursuzluk yapardı hep.İyi de bu 2 yaş sendromuyla birleşince daha beter oluyormuş.

-Yemek yerken kaşığı illa o tutacak.Döke saça yiyecek, bardağına dolduracak yemekleri.
-Canı sıkılacak üzerindekileri çıkacarak, anadan doğma evin içinde dolaşacak.
-Dişlerini fırçalayacağım diye lavaboya tırmanıp macunları oraya buraya sıkacak.
-Ne yaparsa yapsın "hayır" denmeyecek ona, denilirse tekme tokat dalacak.

Zıvanadan çıkartıyor bazen beni.Arada bir sevimli, düşünceli,bilgili anne kimliğime bürünüyorum o da taş patlasa 1 saat sürüyor.Sonra sinirlenmemek ve belli etmemek için babaya devrediyorum.Kaçış cümlemde genelde;

-Aaa..git bak bakalım abuş ne yapıyor?

ya da

-Abuşa götürür müsün bunu, bak seni çağırıyor.(babası oğluna seslenseneee)

Şimdi efendim, okudum sordum soruşturdum, kesinlikle inatlaşılmayacak çocukla.Ama yapmak istediği herşey de yaptırılmayacak.Sınırları koruyacağız.Nasıl olacak bilemiyorum, ilgi dağıtma yöntemlerim devam ediyor genelde.Ama çok da uzun sürmesi taraftarı değilim.Sınırları olmalı mutlaka."Hayır"lar kararında olmalı, gereksiz kullanılırsa ipin ucu kaçar.Devamlı ilgisini dağıtmaya çalışmak da hem yorucu hem de bir süre sonra çocuğu aptal yerine koymuş gibi hissediyor insan.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

Başka birşeylerden daha bahsetmek istiyorum.İş yerinden blogları uzun uzun okumam zor oluyor.Evde olsam daha zor olurdu gerçi.

Son birkaç gündür Nehir'le ilgili yazılar okuyorum.Daha önceleri takip ederdim,uzun zaman olmuş bakmayalı.Çok zor zamanlar geçiriyorlar, blog yazarları bilir, bilmeyenler de buradan okusun.

Anneler gününde hediye istemiyorum ben de.Siz de istemeyin.

Tıklım tıklım olmuş dolabınıza bir bluz daha yerleştirmeye çalışmaktan, el emeğini yok sayan, insanı tembelleştiren küçük ev aletlerinden sıkılmadınız mı hala?

Bu hafta anne olduğumuza şükredelim, şükrün en güzel yolu başka birine yardım etmektir.
Siz de elinizi uzatın, size hediye alacaklara şu numaraları verin.

Duyarlı anneler anneler gününüz kutlu olsun!!!

29 Nisan 2010 Perşembe

Mo ne?

Kendi küçüklüğümle ilgili benim için enteresan anıları hafızamda tutarım.Arkadaşlar arasında, akrabalar arasında konuşulur bunlar.

Mesela; domatese "dotomis" dermişim.
Mesela; ismimi babannem göç etmek zorunda kaldığı topraklarda duyup,anısı olduğu için koymuş bana.
Mesela; 2,5 yaş civarı çok sık bayılırmışım.Her bayıldığımda Kara Şimşek'i sayıklarmışım.
Mesela; buzdolabını açıp kaşık kaşık margarin yermişim.
Mesela; kardeşim yeni doğduğunda kafasının üzerine oturmuşum.
Mesela; 3 yaşında Vhs kasetleri videoya koyar ileri geri sarıp seyreder hatta Tv'den çizgi film kaydı yaparmışım.

Şimdi bunları okuyunca gereksiz ve sebepsiz mutlu oluyorum.Bana has olaylarmış bunlar, ondan sanırım,genellemeler dışında kalıyorlar.

Asım Alp için de yazmam gerekiyor.Unutmamak için, paylaşmak için.

Bisiklet = Şu sıralar favorisi.Karşı komşuya bisikletle geçiyoruz.Telafuz, "pişike"

Sakız= Nasıl akıl etti de yutmadan çiğnemeyi öğrendi bilemiyorum.Telafuz, "şaşık"

Anne= Son 1 aydır kabusum.Halasının kızı "yenge" diyor bana diye, o da demeye çalışıyor.Telafuz, "nenge" kafası çok karışırsa "annenge"

Süt= Yatmadan mutlaka sorar.Telafuz, "şüt"

Emzik= Henüz bırakamadık.Telafuz, "meme" (vallahi ben öğretmedim)

Araba= Tam bir araba delisi.Artık inanıyorum ki genlerinde var erkeklerin.Telafuz, "Annn"

Hoşçakal= Telafuz, "hoçşakalııınnn"

Teyze= Bir süre adını koyamayıp, anne, anneanne falan dese de sonunda alıştı bakıcı teyzesine.Telafuz, "deyse"

Daha çok vardır,o söylüyordur belki ama biz anlamıyoruzdur.

Geçenlerde eşim ağzından kötü bir söz kaçırdı aynen tekrar etti.Sonra kamufle etmeye çalıştık.Ne duysa tekrar etmeye başladı, artık bizim de dikkatli olmamız gerekiyor.

2-3 gündür soruları başladı.Devamlı parmağını uzatıp "mo ne?" diyor.

En sevdiğim dönemidir çocukların.Devamlı sorsun ben de devamlı cevap vereyim:)))

21 Nisan 2010 Çarşamba

Dikiş işleri


Pazar günü biriken patiko siparişlerim için makina başına oturunca dayanamadım, geçen yaz aldığım penyeden birşeyler yapayım dedim.

Paçaları lastikli bir pijama ve kalan kumaştan da uyduruk bir t-shirt diktim.Rahat rahat giysin evde.

Yakında blog arkadaşlarımdan biriyle ortak bir iş yapacağım.Sürpriz!!!

Dikiş işlerine geri dönüyorum.Çok hevesliyim:))

19 Nisan 2010 Pazartesi

Bizim Damat


Hafta sonu düğündeydik.Evlenen teyze kızı olunca ve çok sevilince özen gösterdik giyimimize kuşamımıza.
Bir daha ne zaman giyerler, anısı olsun diye Asım Alp ve Esmanur(hala kızı)'a sponsor oldum.

Oip görür de "çok ayıp" demez sanırım, ayakkabılarımız gayet makul:)Bizimkiler hepten uyduruk bile oldu:P...

Tüm gece pistin ortasında tur attılar, Asım Alp bir ara yerleri süpürüyordu, herkes oyuna kalkınca ezilir korkusuyla takımızı takıp kaçtık.

Mutluluklar diliyorum buradan tekrar...

14 Nisan 2010 Çarşamba

Enerjiiiiiii

Uzun uzun yazasım yok, özet geçsem olur değil mi?

- Asım Alp 20 aylık oldu.Ben hala sorduklarında 1,5 yaşında diyorum.Ayla konuşmak sıkıcı oluyor çünkü 20 aylık dediğinizde karşınızdakinin gözlerinde "o kaç oluyor ki?" bakışı ve hemen giziliden bir hesabın işaretlerini farkediyorsunuz.

-Ortancalarım çok büyüdüler, bu yalancı bahar beni her görüşte aldı götürdü uzaklara, sonra 1 hafta su vermeyi unuttum öldüler.Ben bu kadar bakabiliyorum çiçeklere:P...
-Cuma günü düğün var, son iki haftadır hep düğünler var, ne giyeceğim, Asım Alp ne giyecek, ne alalım, ne takalım kafam bir dünya oldu.Şu dünyada ne giyeceğime karar vermek kadar sıkıcı birşey yok.Hiç şık olamadım zaten,spor ayakkabıyla gitsek olmuyor ya, düğünlerde stres olurum her zaman:(

-Asım Alp "dışın dışın" yapmayı öğrenmiş.Bildiğin elini uzatıp vuruyor bizi.Önce tepki gösterdim "yapma" dedim sonra önemsemedim.Bu kadar erken öğrenmesini beklemiyordum.Sonra oyuna çevirdik mecburen.O vuruyor biz BAYILIYORUZ.Sonra kendine "dışın" yapıp "ahh.." diyor yere serilerek.Gel de gülme.Unutur kısa zamanda nasılsa.

-Bir anda dili çözüldü, bazen kullandığı kelimelere hayret ediyorum.Öyle yerinde kullanıyor ki.Mesela "Alla allaaa!" diyor istemediği bir şey olunca.Kafa tutyor bize.Bir de şarkı söylemeye çalışması var ki en kısa zamanda videosu da gelir buralara.

-İş, güç, düğün, alışveriş koştururken evim 3 yıldızlı bir otel odasına döndü.Dağınık, buzdolabı boş ve sadece yatmaya girilen...

-Bu arada ben nasılım derseniz...Kafası bulanık ve her an bir yere kıvrılıp uyumaya hazır haldeyim.Ya da bir gün bir yerlerde düşüp bayılacağım.Dura.cell in reklamlarındaki ayıcıklar gibi pilim bitecek pat diye yıkılacağım yere.Daha fazla enerji istiyorum ne yapmam lazım?

7 Nisan 2010 Çarşamba

İlk saç kesimi

 4 yaşına kadar uzatacaktım oğlumun saçlarını.Babasının küçüklük fotoğraflarına baktıkça iç geçirirdim.Çok güzel saçları varmış küçükken (şimdi hiç yok:))

 Sonra herkes sözleşmiş gibi, Asım Alp'in saçlarının dağınık göründüğünden, hiç kestirmemiş olmam sebebiyle güçsüz olacağından ve alnının tüylendiğinden bahsetti.

 3 numara olsun dediler.Ne demekse 3 numara.Ben bir asker traşı bilirim ona da gönlüm razı gelmedi.Ucundan alın sadece diyebildim.

Yüzü gözü açıldı, boncuk gözler ortaya çıktı.Adam ifadesi geldi bir de yüzüne ama 4 yaşına kadar kestirmeme fikrine devam yine:))

5 Nisan 2010 Pazartesi

Asım Alp bu hafta sonu...


Şile İshaklı Köyü'ndeydi.


Yalandan bisiklete bindi.


Annesine çiçek verdi.


Bol bol poz verdi.


Arılarla haşır neşir olan babasına özendi.


Elindeki icatla herkese su fışkırttı.


Baharı kokladı, mutlu oldu, mutlu etti...

Ha, bu arada farkettiniz mi?
Saçlarını kestirdik, onun hikayesi de bir sonraki yazıya.

31 Mart 2010 Çarşamba

Çay

Siyah çayı ülkemizde sevmeyen yoktur sanırım.Daha bebekken başlanır içilmeye neredeyse.Herkesin evinde bulunur ve siz içeri girer girmez hazırlanır.Hatta hazır değilse kimi yerlerde ayıplanılır.

Ben siyah çayı sevmem.Zaten kendisiyle tanışmamız 17-18 yaşlarıma denk gelir.Hani anlatırlar ya, arkadaş ortamında başladım ben sigaraya diye, ben de çaya arkadaşlarımın ısrarıyla başlamışımdır.

Benim annem çocukların çay ve kahve tüketmesinin zararlı olduğu olgusunu, "çocuklar içmez çok ayıp" şeklinde tabuya dönüştürdüğünden çay veya kahve içersem büyüklerin dünyasına izinsiz gireceğimi ve ayıplanacağımı düşünmüşümdür hep.Beynime işlenmiş resmen.

Şimdi annemin yanlışını veya doğrusunu anlatmaktan öte, Asım Alp'in de her çay görüşünde "çaa, çaaa" diye sızlanmasından ve verip vermeme arasında kalmamdan bahsetmek istiyorum.Çok çok açık hazırlayıp vermek zorunda kalıyorum genelde.İçine pekmez veya bal atıyorum.Küp şekerleri saklıyoruz kendisinden, bulduğu an herkesin bardağına 3-4 tane atmak suretiyle ortamı ballandırıyor.

Şimdi ben çok alışkan olmadığım siyah çayı aramıyorum ve ikram edilmediği sürece içmiyorum.Her gün içtiğim 2 bardak yeşil çayım ve 1 litre(daha fazla olmalı aslında) suyum var tükettiğim sıvı olarak.

Hani diyorumki misafirliklerde,kahvaltılarda,akşam yemekten sonra da yeşil çay, bitki çayı içsek:)Ya da sütlü bir kahve:)

29 Mart 2010 Pazartesi

Hafta Sonu



Haftasonu Modoko'daydık.Dolan babam dolan, çeşit çeşit modeller, enteresan tasarımlar vs.nevrimiz döndü.

Ne hikmetse kendimizi hep bebek ve genç odaları satan mağazaların önünde bulduk.Asım Alp'in hali hazırda bir oda takımı yok.Bence gerek de yok.Ama insan orada "ayy keşke bizim de olsa" hallerine giriyor.

Şimdilik ihtiyacımız tek kişilik bir yatak.Malum kazık kadar adam oldu bizim oğlan.Yataklara sığmaz oldu.Şu aşağıda gördüğünüz gibi altından yatak çıkan modellere baktık.Fiyatlar 600-800 TL arası.Halbuki Ikea da çok daha uygun.Ama onların alttan yatakları çıkmıyor.

Bir ara yoruldu Asım Alp.Dedesinin kucağında uyuya kaldı.Öksürdü tüm gün zaten.Hasta olmasından çok korkuyorum.

En son geçen ay bronşit olmuştu.Doktoru Broncho-Waxom verdi.B.Waxom bağışıklık sistemini güçlendiren bir ilaç.Özellikle senede 5-6 kereden fazla üst solunum enfeksiyonu yaşayan kişilere veriliyor.Tedirgindim ilacı vermekte.Ne gerek var ki, bağışıklık sistemini ben de güçlendirebilirim demiştim ama öksürüğü başlayınca tekrar hasta olacak diye çok korktum.Aklımda bir çok soru işareti var hala:

-Acaba anne sütünü az aldı diye mi böyle oldu?

-İştahlı bir çocuktur ama besin değerleri daha yüksek gıdaları mı arttırmam gerekirdi?

-Bu ilaç ilikte birikme yapıp ilerde sorun çıkarabilirmiş, (miş miiş)doktorlar 30-40 sene geçmeden kanıtlanmayacağını savunuyor.

-Eczacı verirken bitkisel olduğunu söylemiş, bitkiselse neden kapsül kalinde satılıyor, çok itici...

-Nette çok fazla kullanıcı yorumu yok,kullanan veya duyan yorum yapabilir mi lütfen?


Tüm gün koşturunca yoruldu haliyle, arabada uyuya kaldı.

Jet gibi geçen, her Pazartesi kendini özleten, planlar yapılıp bir türlü sığılamayan hafta sonumuz böyleydi işte...

17 Mart 2010 Çarşamba

Sıkıldım yine

Eninde sonunda yolun sonuna geleceğiz.Koşsak da, oyalansak da, sallansak da.Nedir bu haller, çekememezlikler,hırslar,dedikodular...

Hafta sonu sancıyla geçti.2 gün hastane hastane dolaştım.Sonuç: Gaz

Evet gaza geliyorum şu sıralar, kim ne dese doluyorum, patlayasım var öyle sağa sola...

Evde 2 gün geçirince yine hırpalandım.Bedenim zaten yorgundu, süperoğlan Asım Alp'in yaramazlıkları da tuz biber ekti.

Ama şunu farkettim.Ne kadar yorulsam da, gece başımı yastığa huzurla koyuyordum.Sabah onunla uyanmak, ofise gidip, henüz birbirimizi bile tanımadığımız insanların kaprisleriyle uğraşmanın yanında, cennet gibiydi.

Bazıları farklı işte, farklı yetişmiş, farklı muamele görmüş, nasibini almamış henüz...

Çok zor dayanıyorum, "eyvallah" a az kaldı :((((

Bazı şeyler değişmeli, çaresi yok, ben değiştim, onlar da değişsin.

Yazar Notu: Çok üstü kapalı ve genelleme dolu yazıyorum, farkındayım.Çok isterdim gözlerine sokmak bu yazıyı ama işte benden büyük O var.O kırılmasın, densizlik etmek istemem.

10 Mart 2010 Çarşamba

Çalışan anne,gelişen çocuk

Çalışan anne olmanın getirdikleri ve götürdükleri devamlı beynimi yormaya devam ediyor.Ben sanki zamanda kitlendim, Asım Alp ilerliyor hızlıca.

Önceleri sadece Asım Alp'le dolu olan beynimin bir kısmı artık,

-of yarın yine iş var.
-ne yemek yapacağım şimdi?
-h.sonu ne yapsam?
-evi .ok götürüyor birini mi tutsam?
-hangi çantayla hangi ayakabımı giysem?
-faturaları maaş hesabıma otomatik bağlasam vs. gibi saçma sapan konularla da oldukça meşgul.

Kendim için birşeyler yapma isteği baskın hale geldi.Yeniden diyete başladım, kilo vermeye çalışıyorum.Hareketsiz bir yaşamım var ama artık.Bütün gün oturup, servisten kapımın önünde inince, kilo vermek pek de kolay olmayacak gibi görünüyor.Nerde o pilatesler, yürüyüşler, özledim özgür günlerimi.

Evde; akşamları yemek yedikten sonra, Asım Alp'in odasına geçiyoruz .Biraz resim çizmeye çalışıyoruz.Ben kağıtlara kedi, kuş, tavşan çiziyorum.O kalemleri alıp duvarları,kapıları çizmeye çalışıyor.Sakince bekleyip çizimime devam ediyorum ve onu yönlendirmeye veya uyarmaya çalışmıyorum.Sonra gelip çizdiklerimin isimlerini sayıyoruz.Akşam faslı genelde çadırının içinde debelenmemizle son buluyor.

Sonra anne,odaları topluyor,mutfağı topluyor, yoruluyor ve bir kenara yıkılıyor.O sırada baba devreye giriyor biraz da onunla oynuyorlar ve gün bitti.

Çalışmaya başladığımdan beri yanımızda uykuya dalıyor Asım Alp.Sonra ben onu yatağına götürüyorum.Çok zor oluyor böyle.Tek kişilik güzel bir yatak alıp, yatağında yanına uzanıp uyutarak, yanından ayrılmanın benim için daha kolay olacağını düşünüyorum.En azından uyku sersemi, çocuğu bir odadan bir odaya taşımak zorunda kalmam.O da kendi odası olduğunu ve orada uyuyacağını kavrar.

Önceden, tüm gün yaptığım temizlik ve mutfak işleri artık sadece h.sonu yapılabiliyor.Hafta içi çok fazla evde durmuyor A.A. Bakıcı teyzesinin evinde geçiyor günü.Yine de bir türlü öğretemediğim, elinde yiyecekle gezmeme kuralına uymadığından, bir akşamda ev süpürülesi hale geliyor.5 gün böyle sürdüğünü düşünürseniz, hafta sonu bana yapacak çok iş birikiyor.Kara Pazar diyorum ben, gelmesin istiyorum hiç:)

Bu arada İstanbul'a gelince, sosyalleştik.Sevdiklerimize kavuştuk.Asım Alp'in dil gelişimi 1 ayda müthiş ilerledi.Bu hafta ilk defa 2 kelimeli cümle kurdu.

"anne gok","baba gok","buyun buyda","akka buyda"

Gündüzleri bakıcı teyzesiyle sayıyorlarmış, anne yok,işe gitti,akşam gelecek,baba yok vs.Ben de nesneleri ve uzuvlarını sayıyorum devamlı "burun burda", "ayakkabın burda" diye.Birleştirmeye başladı artık kelimeleri.

Herşeyi tekrarlıyor zaten.Düştü,bitti,kalk,otur,hayır.

En sevmediğim kelimeleri ise "çekey"(şeker) ve "çikoo"(çikolata).Bunları söylediğinde genelde tartışma çıkıyor aramızda:)

Adam oldu artık yaa, tüm gelişimini adım adım takip edemeyince, ne zaman büyüdü bu çocuk diyor insan.İçim burkuluyor sonra...

Gün içinde devamlı fotoğraflarına bakıyorum.Cep telefonumdaki videolarını iş arkadaşlarıma gösteriyorum.İçimdeki manevi boşluk dolmayacak biliyorum ama bunların hepsi aslında onun ve gelecek yaşamımız için.Çok sürmez bu ayrılık biliyorum, biraz daha dayanacağız.Bir an önce eve döneceğim günlerin hayalini kuruyorum ben hala...

8 Mart 2010 Pazartesi

Yeni yeni

  • Bugün kendimi kasiyer, okullu, belediye görevlisi veya market aktivite elemanı gibi hissediyorum bilin bakalım neden?

  • Sabah sabah Oip güldürdü yine beni hala yüzümde bir gülümseme, Pazartesi sendromu falan kalmadı.

5 Mart 2010 Cuma

Bozuk

- Fotoğraf makinem bozuk (küçük parmakların işi)

-Kütüphanemin ayakları bozuk(Ayaklarını takamadık, zebbella gibi salonun ortasında kaldı,kitaplar ortalıkta.)

-Cep telefonum bozuk (yaklaşık 1 aydır "seç" tuşuna basamıyorum, ne zaman seç tuşuna bassam "geri" basıyor.)

-Kumanda bozuk (O da 1 aydır bozuk, tamire gitti geldi hala bozuk, tv seyretmekten çok zap yapmayı sevdiğimden isyanlardayım)

-Ağzım bozuk (Son zamanlarda kendimi biplemek zorunda kalıyorum)

-Kafam bozuk (Hiçbir şeye yetişemiyorum)

-Moralim bozuk (Elektrik faturası çok fazla gelmiş, sanki gece klübü işletiyorum -biiiipp- )

Biri bize hepsine derman olacak bir tamirci göndersin:P...

4 Mart 2010 Perşembe

Şimdi olsa...

Bu hafta "Bir daha anne olsam.." dedik.Ben de bir tablo şeyettirdim.

Güzel annelerimizin güzel yazıları için:

www.annelerindunyasi.com

3 Mart 2010 Çarşamba

Bahar zıvırı...

Baharın kokusunu aldım bugün, heyecanlandım.Hadi dedim kendi kendime toprak canlandı sen de canlan.

Geçenlerde Nurturia'ya yazmıştım.

"Dimdik ayaktayım,dokunuyorlar ama düşüremiyorlar"  diye...Mah.sun K.gül'ün parçaları gibi oldu biraz.

Son zamanlarda sinirime dokunan, anlamadığım hatta algılayamadığım olaylar ve kişilerle karşılaşıyorum.Neyi, neden, niçin yaparlar, mantıkları nedir, çözemediğim insanlarla iletişime geçmekte zorlanıyorum.

Farkettim ki ben anne olduktan sonra, biraz daha özgüven sahibi olmuşum.Evet etrafımdaki farklılıkları farkediyorum, canım sıkılıyor ama eskisi kadar önemsemiyorum.Canımı sıkma sürem de azalmış:)

Şimdilerde beni korkutan, oğlumun da gün gelecek bu anlaşılmaz dünyada kafasının karıştığı günlerin olacağı bilmek.Bana sorduğu sorulara ne kadar cevap verebileceğim bilmiyorum.

-Üzülme oğlum bazen insanları olduğu gibi kabullenmeliyiz diyerek umursamamzlığa mı yönlendireceğim

yoksa;

-Haklısın oğlum haksızlıklara ve çarpıklıklara karşı dirençli ol, seni değiştirmesinler, sen değiştir diyerek ateşe mi atacağım o güzel yüreğini.

Sonra iyiyi ve doğruyu yaşamaya çalışırken yorulmaz mı önüne düşen çalıları kaldırmaktan, üzerlerine basıp geçmek mi olur sadece yapabildiği?Yoksa onları önünden kaldırır, yeni tohumlar mı serper etrafa ve aynı hızda yoluna mı devam eder?

Yürekli ol oğlum, hep iyilerle karşılaş, yüksek sesle konuşmaktan çekinme ama nerede nasıl konuşacağını bil.Sen doğru ol, doğru yoldan vazgeçme, inancını kaybetme, yeteneklerini hafife alma, sıkı tutun bu hayatta, aslında hayat zor değil bizler zorlaştırıyoruz onu...

2 Mart 2010 Salı

Tüik

Sevgili Anne Kaz'da çok enteresan bir linkle karşılaştım.Görmeyenler için;

Tüik'in (Türk İstatistik Kurumu'nun)  çocuklar için hazırladığı sitede, çocuğunuzun boy,kilo,yaş ve ismine göre hangi istatistiki değerlerde olduğunu görebilirsiniz.



Bu değerlere göre İstanbul'da 3 Türkiye'de 10 tane Asım Alp varmış.Ne güzel...

26 Şubat 2010 Cuma

Off Off

Çok zor geçiyor bu ayrılık dönemi.Hastalıklar da peşimizi bırakmayınca iyice zorlaştı.

Şu sıralar sevgili Yasemin'in hediye ettiği Anne İş'te kitabını okuyor, Dr.Sabiha Paktuna'ya hayret ederek sevgilerimi yolluyorum.

Bu pedagoglar,hemşireler vs. neden herşey kolaymış gibi yazarlar.Kalkmış bana "sabah çocuğuna nereye gittiğini anlat, öyle çık evden" diyor.

Sabiha Hanımcığım, sabah beni gördüğünde aralıksız 3 saat ağladığı haberini aldım.Sıvışarak kaçmak iyi bir yöntem değil haklısın ama o zaman ağlamıyormuş.Buna ne diyeceksin?

Ben de olmayan pedagoloji bilgilerimle şu teoriyi ürettim:

Eğer Asım Alp beni evden çıkarken görürse, onu neden yanıma almadığıma kızarak ağlıyor.Hani sanki annesi gezmelere,attalara gidiyor gibi:P...

Eğer sabah evden çıkarken görmez de direkt bakıcı teyzesiyle karşılaşırsa, annesi oralarda bir yerlerde ve birazdan gelecek ümidiyle akşama kadar oyalanabiliyor.

Şimdi bu yazdıklarımın hiçbir anlamı yok aslında, akşam apartmanın kapısından girerken oğlumun bangır bangır ağladığını duyuyorum ya işte o ses beni deli ediyooooorrrr uleyyyn:(((((
(burada batsın bu dünya parçası girer)

Şaka bir yana, çalışan anne olmak zormuş, anksiyetesiydi, hastalığıydı debelenip duruyorum.O sırada olan oğluma olmuyordur umarım.